Venüstrafobik Insan`ın Günlüğü..

146Ya Vur Beni Ya Da Çek Git !

bu yazıyı kowalski efendi 3 Ağustos 2007 tarihinde yazdı

şİZOFRENİK TRAVMALAR….YA VUR BENİ / YA DA ÜEK GİT! …

Acıların hançeridir böğrümde gördüğün ışıltı. Yok saymışım sevdayı ! her döktüğüm gözyaşında. Savunmasızlığımın mavi çocuğudur bahçemdeki filiz. şakaklarıma ektiğin beyaz güllerin hatırına, dikenlerini avuçladığım ! kanıma bulaşmış. titrek dalgalı mum ışığıdır gözlerimdeki deniz. Yokluğunun zaman dilimlerini ekmek diye paylaşmışım. İçimdeki çocuğa emzirmişim dudaklarındaki iksiri. Gövdemden düşen her kuru dal parçasında öksüz, bitap ve kayboluşa yüz tutmuş bir ten sancısı. İrkilmiş rüyalarımın kaçağı siluetin / yalnız / kimsesiz !
bir yerlerde yazılmış bu baht / senden benden habersiz.

Islak bir şehirdeyim / ayaklarım silik izlerini arıyor. Gök yarılmış / gök patlamış içim içimden geçiyor. Yağmurların şefkatli kollarında bulutlar ağlıyor. Üzerime senden kopan bir damla düşüyor. Sensizlikle sessizce seni anlatıyor yapraklardan gelen ses. Cemrelerin firari çocuğuyum, nefes alamıyorum ! nefes..

Ellerin midir ! parmak uçlarımda gezinen bu rüzgar. Teninden kopan ateş midir ayalarımdaki har!! Tüylerimi diken diken eden ayaz hasretlik , göklerde yankılanan avaz avaz şimşek sesin
yıldırım düşüşlerde yakacak beni biliyorum. Yok saydığım sevdadasın / düş hadi ! seni seviyorum ..

Asiliğime tetikli namlu ! bir kızıl gün doğurmadan şakağımda. Gözlerimde bitmez tükenmez öfkenin esareti ! bir bombanın fitilini ateşlemeden daha dilimde. Bedenime çökmüş intihar sarhoşluğumla, bozuk vanalı şadırvana dönmüş gözlerim.

Kahpe mayınların azizliğidir dizlerimdeki çökme isteği. Oysa tüfeğimin namusuna eş tuttuğum sevdamla, karavana geçmişimi, asaletine boynumu kıl yaptığım kumral saçaklarında canım asılı saçlarına dayadım ! ihtilallerin göbeğinde büyümüş infialdir diğer adım. Biraz cesaret ! ecelimle ölecek kadar günahkar değilim.

şimdi beyaz bir mevsime sırnaşırken düşlerim, kirpiklerime çökmüş kristal damlalarda parmakların. Güneşin turuncu şefkati yaslanıyor retinama. Kırmızı ! olmadığın zamanlarda konuştuğum aynalarda gerçek yüz. şecereme yama yaptığım hırs / iltihaba yüz tutmuş yaramı örter. Biraz cesaret ! gözyaşıyla neme doymuş beden denen lanet krater.

Kevgir delikleri kadar kurşunlanmış bir yürek taşıyorum. şavkıma tünemiş yedi çizgi, çocukların yüzündeki kederdir. Her mayıs sabahı dişlerimin gıcırdaması ve kavgaya soyunmam, mavi patiskalarıyla yeni bir sancıyı doğuran güneşi ! bacak arasına kıstırmış ufkun ardını hayal eden, düşen, ezilen ! sömürünün koynunda büyümüş işçilerden utancımdandır.

Bir zamanlar özgürlüğün gönderinde dalgalanan kanım, şimdi soysuzluğunu maviye boyamış emperyal düşlerle ! yıldızlarla çevrili geometrik delikten bir bilinmeze yolcu. Ki ben ceddime verdiğim sözü iki dakikalğ zevkin bacak arasında unutmuşken, tarihin insanıma yaşattığı rezil travmaların ! amalığıma kök salmış sancısı, gözlerimde kudurmuş hırsın dalgalarıyla, yine kirpiklerimi dövüyor.

Bir bütün halinde eriyen, vitrinlerde görücüye çğmış insanlğ ! ihtirası dudak kıvrımlarında titreyen kadın haliyle, uçkuruna onurunu anahtar yapmış zevkin kapısından sırıtırken, hücrelerine satılmışlığın mikrobu bulaşmış beyinlerin ! iki ayaklı resimciklere dönüştürdüğü bedenleri, maddesel imâ??in kalem ucuna asmış, düşünen, gören, anlayan her fikri balçğla sıvamıştır.

Biz sevdayı, çıplak dal uçlarında tomurcuk ! yeşile ve meyveye gebe yeni bir bahara emanet etmişken, kuzey yamaçlarımıza serilen mevsim şaşkınlığı ayaz, buzdan parmaklarıyla dokunuyor papatya gülüşlere. Ülüyor, toprak şefkatini kollarımıza taşıyan masum yanımızın çocuğu. Filesine kurşun sğılan baba gibi çöküyoruz / ağlamak anne gerçeği!

Emperyalist fıtratın onursuz çağası olamam. Bedenimi örten bu etten ruba, asil bir rahmin suyunu mas etmiş ! sinene değen omurga sana olan sevdamı hapsetmiştir. İpinden kurtulmuş bir uçurtma özgürlüğü sunamasam da gözlerine, ayva tüyü çillerin, bir dağ kadar mağrur ser için verdiğim savaşın ! yangın artığı külleriyle gelebilirim .!. bakışlarındaki mercanköşküne.

Abrası insanım, umudu sen, heyecanı çocuk bir can taşıyorum ! davamın şarjöründe kalan son kurşunla düzene yenik / sevdana dik ! cılız bedenime yüklenmiş bin kat veballe, bir deri bir kemik ! parmaklarına tutunabilmenin son gayreti ! yönüm sana dönük..

Ya vur beni / ya da çek git! Hayatlarımız da hep ya beklenenler var yada bekleyenler var.
Ümrümüz nedense hep ümit etmekle unutmak arasında tükeniyor.
Ya beklenen bir türlü bize ulaşmıyor yada yol ayrımlarında erken davranıyoruz.
Ümit edilenle unutulanlar nedense hep birbirlerini götürüyorlar.
Yanlışla doğru da olduğu gibi…
Var oluşlarımızda yok oluşlarımızda hep aynı nedenden… Üzlemden…
Kiminin hayatı yeni varoluşlara kiminin ki yokoluşlara gebe.
Ama sonuç ne olursa olsun yok olurken de var olurken de bekleyişler içindeyiz.
Bekledik…
Bekliyoruz…
Beklemeye devam edeceğiz…Ve neden her bekleyen hayatını beklenene bağlar?
Yada neden beklenen birgün döneceğini söyleyerek çğar bekleyenin hayatından?
Hayatımızda ki gelgitlerde neden hep bekleneni suçlarız?
O olsa hayat daha mı çekilir hale gelir?Yoksa hayatı çekilir yapan Onun özlemi midir?
Neden bekleyen her güne beklenenin geleceği umuduyla başlar?
Gidişlerden dönüş olsaydı zaten varılmaz mıydı çoktan kavuşmalara?
Veya neden beklenen bir türlü dönüş yolunu bulamaz?
Bütün yollar çğmaz da mıdır?
Ya da geri dönüşte bekleyeni bulamama korkusu mudur onu her yola çğtığında geri koyan sebep?
Bekleyen de beklenen de unuttuysa unutmaya mahkumsa neden her doğan gün kendisiyle beraber yeni bekleyişler de doğurur?
Veya neden hep sonunu bile bile başlarız yeni bekleyişlere?

Yoksa hiçbirşey değilde beklenenin bir gün geriye dönebilme umudu mudur bizi ayakta tutan?
Veya bir bekleyenimiz olduğu için yalnız olmadığımızı dünyaya kanıtlamış olduğumuzu sanmak mıdır bizi bekleyene bağlayan?
Bekleyen bütün hayatını o kadar bağlamıştır ki beklediğine, onun gelmesi için yapamayacağı hiçbirşey yoktur yeryüzünde.
O olmadan yalnızdır ve onun yalnızlığı da güzeldir sonunda Ona kavuşmak varsa…
Beklenen o kadar mutludur ki bir bekleyeni olduğuna Onsuz olmanın Onu görememenin hüznü bile güzel gelir eğer bütün yollardan geriye dönüş varsa…

Aslında bekleyen de beklenen de kendini mi kandırır?
Bütün bekleyişlerin asıl nedeni yolun sonunda kendimizi bulma, kendimize kalma korkusu mudur acaba?
Bütün bekleyişler de asıl beklediğimiz kendimiziz ve her döndüğümüz yolda kendimize çğıyorsa başlangıçtan beri yalnız değil miyiz?
Ve yalnız mı bitir meliyiz?
Yalnızlığımıza veya başkalarının yalnızlığına çare aramaktansa sadece beklemeli miyiz?
Bu bekleyişin var mıdır sonu?
Yoksa sonsuz bekleyişlere o kadar harcadğta benliğimizi geriye döndüğümüzde bulacak bir ben bırakmadğ mı?
Boş umutların peşinden o kadar koştukta kendimize gidecek dermanı bulamadğ mı?
Herşeyde o kadar başkalarını aradğta kendimizi bulmaya zaman ayıramadğ mı?
Veya herşeyi unuttuğumuz gibi başlangıçta asıl aradığımızın kendimiz olduğunu damı unuttuk?
Yoksa herşeyi kurguladğ mı? Bizi bu kadar mutlu eden, bekleten, yoran, acıtan, yorarken bile tekrarını bekleten hep mi kendi kurgu muzdu?.. Varsayımlardan mı ibarettik?
Ve kendimize bekleyenle bekleneni icat ettik…

Eğer herşey sadece kurguysa neden bu yolculuk sonsuz değil? Neden diğer herşey gibi sadece bizim değil? Neden bu oyunda tek başımıza oynayamıyoruz? Ya beklenen yada beklenen olmak zorundaysak ve hangisi olacağımıza bile karar veremiyorsak nasıl bizim oynumuzdur bu?
Ve bu oyunun bir sonu var mıdır? Yoksa sonsuz mudur bekleyenle beklenenin ömrü kadar?
Ve ben bu yazının neresindeyim?
Beklenen miyim? Beklemeli miyim? Gecedir:bütün fışkıran pınarlar daha gür konuşurlar şimdi.

Benim gönlümde fışkıran bir pınardır.
Gecedir: sevenlerin bütün türküleri şimdi uyanırlar ancak.

Benim gönlüm de seven birinin türküsüdür.
İçimde, dinmemiş, dindirilemez bir şey var, dile gelmeyi özler.

Bir sevgi tutkusu var içimde, kendiside sevgi diliyle konuşur.
Işığım ben: ah, gece olsaydım! Ama ışğla kuşatılmak benim yanlızlığımdır.

Ah ,karanlğ olmasaydım, gece
Olsaydım!Nasıl emerdim ışığın memelerinden!
Sizide kutsardım ey yıldızcğlar, ey ateş böcekleri yukarıdaki! ___ışığınızın armağanlarıyla kıvranırdım.
Ama ben kendi ışığım içinde yaşarım , benden kopan yalımları yine kendim içerim.
Ben alıcı mutluluğu nedir bilmem; çalmanın bile almaktan daha kutlu olması gerektiğini kurdum düşümde
Sğ sğ.
Elimin durmak bilmeden bağışlaması benim yoksulluğumdur, bekleyen gözler ve pırıl pırıl özlem geceleri görmek beni imrendirir.
Ah, acısı bütün bağışlayanların!Ah,güneşimin kararması!Ah isteme tutkusu!Ah, çetin açlğ yokluktaki!Onlar benden alırlar:
ama canlarına dokunabiliyormuyum?Vermekle almak arasında bir uçurum vardır;ve en küçük uçurumu bile sonunda köprülemek gerekir.
Güzelliğimden bir açlğ doğar:aydınlattğlarımı incitmek isterim,
armağan ettiklerimi çalmak isterim:öylesine acğmışım kötülüğe.
Başka bir el uzanınca elimi geri çekmek;sıçrayışında bile durumsıyan
Üağlayan gibi durumsamak:öylesine acğmışım kötülüğe!Bu türlü bir öç almayı kurar boluğum:bu türlü bir hınzırlğ kaynak yanlızlığımdan.
Bağışlamaktan duyduğum mutluluk,bağışlarken öldü,erdemim,bolluğundan ötürü kendi kendisinden bğtı!
Kim ki bağışlar,utancını yitirmekle karşı karşıyadır,kimki hep dağıtır,eli de,
yüreğide katılaşır bu dağıtma yüzünden.Artğ yalvaranların utacından gözlerim dolmuyor,elim,dolu ellerin titremesine karşı çok ilgisiz.
Göz yaşlarım nereye gitti,yüreğimin çiçekleri nereye?
Ah,yanlızlığı bütün bağışlayanların!
Ah sesizliği bütün parıldayanların!
Issız boşlukta nice güneşler döner:ışğlarıyla seslenirler karanlğ olanlara,ama bana susarlar.
Ah,ışığın parıldayana düşmanlığıdır bu:acımak bilmeden izler yolunu.
Parıldayana karşı ta yürekten haksız,güneşlere karşı soğuk:böyle yol alır her güneş.
Güneşler fırtınalar gibi uçarlar yörüngelerinde:bu onların yol almasıdır.Amansız istemelerini izler onlar:
bu onların soğukluğudur.
Ey, sizsiniz yalnız, siz karanlğlar,geceliler,ısı çeken sizsiniz parıldayanlardan!
Ey,ışığın memelerinden süt ve canlılğ emen sizsiniz yalnız!
Ah, çevremde buz var,elim buzdan yanıyor!Ah, içimde susuzluk var,sizin susuzluğunuza can atıyor!
Gecedir:yazğ, ışğ olmak zorundayım!Ve gecelilere susamak!Ve yanlızlığa!
Gecedir:özlemin artğ içimde bir pınar gibi kaynıyor,konuşmadır özlediğim.
Gecedir:bütün fışkıran pınarlar daha gür konuşurlar şimdi.Benim gönlümde fışkıran bir pınardır.
Gecedir:sevenlerin bütün türküleri uyanırlar şimdi.Benim gönlümde seven birinin türküsüdür. Kapıdan giren beklediğim kişi değildi ama beklemeden gelen en çok sevdiğimdi!…Belki de bunca zamandır bilmeden onu bile bekliyor olabilirdim!…

Gözlerinde, bir serçe çırpınışı oluyordu yüreğim!!!…

Sanki bilmediğim anlamadığım bir hüzün vardı beni ona doğru çeken, benliğimi alıp onun yanına asan!!!

Gelmeden gideceği zamanı düşünerek, daha çok özlüyordum her seferinde onu!…

Onca yaşına rağmen, gözlerine minik bir kedi sinmiş gibi duruyordu!!!…

Minicik, haylaz, zeki ve inatçı bir kedi…

Bu gelen beklediğim, o en çok beklediğim değildi ama sanki ben onu doğduğum günden beri, bir yerlerde bekliyormuşum gibi geliyordu, inanılmaz bir şekilde!!!

Dönmedolap kuyruğuna girmek için, elinden tutup pamuk şeker almak için, hangimizin taşı su üzerinde daha iyi seker, bilye oynasak kim kimi yener demek ve tüm bunlarla mutlu olmak için beklemiştim belki de O’nu…

ÜOCUKLUğUMU BEKLER GİBİ BEKLEMİşİM VE ÜZLEMİşİM ONU!!!

O BİLMEZ AMA EN ÜOK ONU BEKLEMİşİM, BEKLEDİğİMİ BİLEMEDEN!!!…

En çok sevdiğim olması için beklemişim ONU!… Kentlerin de hikayeleri vardır tıpkı insanlar gibi.. İşte o genç yaşadığı kentin içinde yavaş yavaş boğulmaya başladığını anlayıncaya kadar ikisinin hikayesi birdi. O zamanlar üstüne üstüne gelmiyordu kaldırımlar, bürokrasinin ağırlığıyla ezilen insanlar sarmamıştı etrafını. Metroda, otobüs duraklarında gözlerinin feri sönmüş, kırışğ suratlarında yılların yorgunluğunu taşıyan ve gülümsemeyi unutmuş insanlardan bihaberdi. Masumdu, aklında hep çocukluk döneminin muzurlukları, kalbinde de hergün ince bir nakış gibi yer eden binlerce güzel duygu vardı. Ve yaşadığı kentle birlikte insanlarıda aynı sanıyordu..Ne zaman ve nasıl olduğunu anlamadan, yollar çağırmaya başladı onu da.. Sğıştığı kentin kasvetinden kurtulmak için mi yoksa sadece içinden serin suların geçtiği derin vadilerden berrak göğe bakıp, çocukluğundan kesitleri hayalinde yeniden canlandırabilmek için mi bilmiyordu. Hatta uğradığı her antik kentte, ören yerinde tarihin gizli sayfalarından çğıvermiş bir masal kahramanı oluveriyordu. Hoşnuttu, onun eviydi yollar. Aşğtı yollara; yolculukları iple çeker olmuştu. Artğ her haberi, telefonu acaba yine yollar gelir mi bana yeniden diyerek beklemeye başlamıştı. Kimi zaman yollar çekti onu, kimi zaman kendisi attı ruhunu yolların koynuna. Ve her zaman, tek gerçek dostu olan sırt çantasını aldı yanına. Üünkü, her kahrını çekmişti o, zirvelere çğarkende, köprüleri geçerkende yanındaydı. Üyle genişti ki kalbi, tüm ağırlığını kaldırmaya hazırdı hayatın heran. Yanına aldğları değişiyordu, yanındaki insanlarda öyle. Karşısına çğan yol arkadaşları da kalıcı değildi, zaten onlarda da sevdiği buydu. Yollarda da vazgeçemediği hep bu oldu.

Hayatının anlamına yaklaştğça ruhu, kalbi de sğıştığı o kentin sokaklarını farklı algılamaya başladı. Artğ oyun oynuyordu sokaklarla yeniden; geziyor, gülüyor, eğleniyordu. Adımları daha kararlı, bakışları bir başka anlamlıydı artğ. Enerjisi gününü aydınlatıyor, üstelik hiçte tükenmek bilmiyordu şimdi. İyi ki vardı, iyi ki yaşıyordu, iyi ki tanımıştı onca insanı.. Artğ onunda anlatacak hikayeleri vardı, ve bir yerden başlamalıydı. Yoksa ne anlamı vardı yolların, paylaşmaktı aslolan. Paylaştğça ruhunun derinliklerini koyacaktı ortaya ve kimbilir birgün yazdğlarını okuyan biri yeniden aşğ olacaktı yollara..


 

1 yorum

001: ali,

bu yorum 25 Ağustos 2007 # 22:59'de yazıldı

walla süper olmuş… yaptığın “güzel şeyler yazın” yüzsüzlüğüne rağmen gerçekten çok hoş… brawo!

 

üyeysen gir »
değilsen boşver aşşadaki formu kullanarak yorum yazabilüyn.